İlk Yardımda Durum Tespiti

İlk yardım konusunu anlatmaya başlarken, bir ilk yardımcı hangi özelliklere sahip olmalı diye bir konuyu da açıklamamız lazım. Yani konuyu bilsen bile, elin ayağına karışabilir, soğukkanlılığını korumalısın her şeyden önce.   Hiçbir zaman ümitsiz olmamalısın, kazazedeye veya hastaya müdahale ederken kendinden emin olmalısın, kendinden emin olmanın yolu da neleri yapacağını iyice bilmektir. Eğer hastanın durumu gerçekten kritik ise bunu ona belli etmemelisin.  Vakanın ne durumda olduğunu, neleri yapmanın gerektiğini hızlı bir şekilde tespit etmek ve karar vermek önemlidir. Çünkü İlk Yardımda zaman en önemli etkenlerden biridir.  Malzemen olmayabilir, ancak çevrendeki malzemeleri hedefe ulaşacak şekilde kullanabilirsin. Yani bir turnike uygulaması gerektiğinde ve turnike yoksa (kanama durdurmada bir metodun adıdır turnike) kendimizin veya kazazedenin kravatı bu işi yapabilmeli. Telaştan hep uzak durmalı, çevremizdekileri iyi bir şekilde koordine etmeli ve gerekli üslupla talimatlar vermeliyiz. Bunun geçici bir müdahale olduğunu, kalıcı olan müdahalenin sağlık personeli tarafından yapılacağını aklımızdan çıkarmayalım. Yani bir kanamayı durdurmada eğer parmağımızla bastırmak gerekiyorsa bunu yapacağız, çünkü bir süreliğine olan bu olay o kişinin hayatını kurtaracaktır belki de.  Bir kaza ile karşılaşıldığında öncelikle bulunduğumuz yeri iyi tespit edip kendi güvenliğimizde dahil her şeyi düşünmeliyiz. Bu bir trafik kazası olsa, biz de yolda bu vaka ile karşılaşsak, aracımızı emniyetli bir yere çekip, kapısını kilitleyip daha sonra olaya müdahale etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.

Sizlere İlk Yardımda, kanamayı durdurmak, yaranın bakımı, solunumu kontrol etmek ve sağlamak, kalp masajına ihtiyaç olup olmadığını, şoka girmeyi nasıl önleyeceğimizi, bir hastanın veya kazazedenin en uygun taşıma pozisyonu, ilaç kullanımı gerekli mi, zehirlenmelerde ne yapılabileceği gibi bir çok konuyu izah etmeye çalışacağım.

Bir kazazede veya ani gelişen bir hastalık durumunda , İlk yardımcı olarak yapmamız gerekenleri öncelik sırasına göre anlatırsak, ilk planda durum tespiti yapmamız lazım.  Yanımızda oturan bir kişinin aniden kendinden geçmesi, yere düşmesi, şiddetli ağrı ile kıvranması da müdahale edilmesi gereken bir vaka olabilir. Bu arada tabi ki de evde, işte, herhangi bir alet, araç veya silahla olan yaralanmalarda, trafik veya iş kazalarında, deprem, su baskını, yüzme veya spor sırasında oluşabilecek durumlarda da tespiti yapıp uygun müdahalede bulunmak gerekiyor.

Öncelikle kişinin durumu hakkında karar vermek için; bilinç açık mı, nefes alıp veriyor mu, kalp çalışıyor mu, şok tablosu var mı veya olabilir mi,  sadece bayılmış mı, kanaması var mı, kalp krizi mi geçiriyor, zehirlenmiş mi, boğulmuş mu, vs. durumları tespit etmek için yapmamız gerekenlerden bazılarını anlatmaya çalışalım.

Bilinç Kontrolü:  Hasta sesle, temasla, acı verici uyarı ile veya benzeri şekilde uyarılır ve yanıtı beklenir. Yani ismini söyleyebilen, kim olduğunu bilebilen, nerede olduğunu, olayın ne olduğunu, bir hastalığının olup olmadığını anlatabilen kişinin bilinci açık demektir. Bilinci açık olan hasta ile iletişimi kesmemek ve onun desteği ile ona yardımcı olmak bazen daha kolaydır. Ancak burada şunu unutmamalıyız, kişinin bir hastalığı olabilir ama bu durum o hastalığı ile ilgili olmayabilir hasta bunu anlayamamış olabilir ve bizi yanlış yönlendirebilir. Yani biz tespitlerimizi ve kontrollerimizi iyi bir şekilde yapmalıyız.  Kendinden geçmiş, uyarılara cevap vermeyen kişinin, göğüs kemiğinin üzerine çimdik atmak şeklinde acı verici uyarı yaparak hissetmesini kontrol edebiliriz.

*Dikkat, İsmini söyleyebilen, tamam benim bir şeyim yok diyen kişi bile bazen en acil vaka olabilir.

*Geçirilen olayın etkisiyle hiçbir şeyi yokmuş gibi davranan kişilerin varlığını da unutmamak lazım (Halk arasında adam şoka girmiş denilen vakalar)

Kalbin Çalışıp Çalışmadığının Kontrolü: Kalp dolaşım sisteminin merkezidir. Kabaca pompa vazifesi görür ve kanın vücutta damarlar içerisinde dolaşımını sağlar. Dört odası vardır, kulakçıklar ve karıncıklar diye. Sağ ve Sol kulakçık- karıncık olarak kapaklarla birbirinden ayrılmış olan bu odalarda kirli kan ve temiz kan -yetişkin bir insanda- yaklaşık bir dakikada 60 -80 defa kalbe gelir ve gider. Kasıldığında karıncığındaki kirli kanı temizlenmek üzere akciğere yollarken, temiz kanı aort ana damarı ile vücuda yollar, gevşediğinde ise toplardamarlar ile vücuttaki  kirli kanı toplarken, akciğerden temizlenmiş kanı da vücuda pompalamak üzere alır.  Kalbin bu çalışmasını biz nabız olarak bedenin değişik yerlerinden atardamarlar üzerinden hissedebilir, takip edebilir, kontrol edebiliriz. Yani kabaca nabız varsa, kalp çalışıyordur. Ama yeterli ve etkili çalışıyor mu diye de nabzın sayısı, dolgunluğu, ritmi tabi ki de önemlidir. Bilekten, dirsekten, koltuk altından, boyundan, şakak kemiği üzerinden, ayak bileğinden kısacası  atardamarın hissedilebileceği her yerden nabız alınabilir. Nabız sayısı yetişkin insanda istirahat halinde  60-80 arasındadır, yaş küçüldükçe sayı artar, yorulunca ve bazı hastalıklarda da artar. Yeni doğmuş bebeğin nabız sayısı 130- 140 larda,  Profesyonel sporcularda ise 45-50 lerdedir.

Kalbin çalışıp çalışmadığının önemi var çünkü kalbin durduğunu nabızla anlıyoruz ve o zaman kalp masajı yapmamız gerekiyor. Oysa çalışan kalbe kalp masajı yapmamalıyız. Yani kalbin durduğundan emin olmalıyız.  Bazen kalp atımları o kadar hafif ve düzensiz hissedilir ki, kendi parmağımızın atımını o kişinin nabzı gibi bile hissedebiliriz.  Nabız tek parmakla değil, en az iki parmakla hissedilmeye çalışılır.  Kalbi duran kişinin göz bebekleri büyümüştür ve sabittir, tüm refleks ve uyarı cevapları yoktur, solunumu da durmuştur.

Kalbe yapılacak müdahaleler 3-4 dakika içinde yapılmalıdır. Aksi durumda, beyine belli bir süre oksijen gitmez ise hücre ölümleri başlar ve beyin harabiyeti gerçekleşir. Süre geciktikçe kalbin tekrar çalışması ihtimali giderek azalır. Ancak şunu da unutmayalım ki, kalbe zamanında ve uygun tekniklerle masaj yapmak bile çoğu kere yeterli olmaz. Yani hastahane içerisinde her türlü imkan varken bile hasta veya kazazede elimizden uçup gider, bunlara çare olmamız mümkün değildir ancak yaptığımız veya anlatmak istediğimiz biz elimizden geleni yapalım, sonrası takdiri ilahi boyutuna olayı ulaştırmak ve vicdanen rahat olmaktır.

Kalp Masajı: Kalbi durmuş olan vakayı , sert bir zemine sırt üstü yatırırız. Zeminin sert olması yapacak olduğumuz işlemin etkili olması açısından önemlidir. Yani yaylı bir yatak üzerinde veya araba koltuğunda kalp masajı uygulamanın manası yoktur.  İlk Yardımcı olarak kazazedenin sağ yan tarafına geçip, göğüs kemiğinin alt tarafında  1-2 cm. boşluk bırakacak şekilde ellerimizi birbirine güç verecek şekilde ve her seferinde göğüs kemiğini  4-6 cm esnetecek kadar basınç uygulayarak ve dakikada 60- 70 kere olacak şekilde ritmik bir şekilde uygulanır. Yaş küçüldükçe uygulanan basınç miktarı azaltılır , masaj sayısı artırılır. Yeni doğanlarda ve bebeklerde bazen bir başparmağın ritmik darbeleri bile kalp masajı için yeterlidir.

Kalp masajına devam ederken ara ara şah damarından nabız kontrolü yapılmalı, yüzüne renk gelip gelmediği takip edilmelidir.

Suni Solunum: Nefes alıp vermeyen yani solunumu durmuş olanlara , normal solunum sayısı kadar suni solunum yaptırılır. Öncelikle solunumun olup olmadığını, dinleyerek, bakarak veya hissederek tespit etmeliyiz.  Bunun için dolaşım sistemini kontrol ettiğimiz kişinin hemen akabinde solunum sistemini kontrol etmeliyiz. Burada bir ayrıntıyı da söyleyelim, kalbinin durduğunu tespit ettiğimiz kişiye başka bir işlem yapmadan hemen 10- 15 kalp masajı yapılır ve diğer sistemler ve durumlar daha sonra tespit edilmeye başlanır, çünkü zaman hızla geçmektedir.  Nefes için kulağımızı kişinin burnuna yaklaştırıp nefes alıp almadığını hissedebilir, Solunum sesini duymaya çalışarak anlayabilir veya göğüs kafesinin nefes sırasında yükselip sonra alçalan hareketlerinin olup olmadığına bakarak anlamaya çalışırız. Aynı anda  sol kulağımızı kazazedenin burnuna doğru yaklaştırıp yüzümüzü göğsüne doğru döndürürsek, hem sesi, hem nefesi hem de göğüs hareketini birlikte gözlemiş oluruz.

Eğer solunumu yoksa, soluk yolunun açılması için sırtüstü pozisyonda, baş geriye doğru itilir ve bu şekilde çene göğüsten uzaklaştırılmış olur. Soluk yolunun açık olup olmamasının ne şekilde hissedildiğini anlamak için şöyle bir örnek verebilirim. Mesela elinize bir not alın sesli bir şekilde okumaya başlayın ve bunu yaparken çenenizi göğsünüze doğru yaklaştırın, sesinizin zor çıktığını ve nefesinizin zorlandığını hissedersiniz, şimdi de kafanızı geriye doğru atın, çenenizi göğsünüzden uzaklaştırın ve gerek sesinizin, gerekse de nefesinizin ne kadar daha rahat olduğunu göreceksiniz.

Solunum sayısı normal yetişkin bir insanda  dakika da 12- 16 kadardır, yaş küçüldükçe bu sayı da tıpkı kalp atım sayısında olduğu gibi artar.

Bazen şöyle bir soruyla karşılaşabiliyoruz, Efendim bizim verdiğimiz hava kirli hava, karbondioksiti fazla bunun bir zararı olmaz mı. Unutmayalım ki, havanın %21 i oksijen, %78 i azottur. Bizim verdiğimiz hava kirli bile olsa, içindeki oksijen, hiç nefes alıp veremeyen için çok değerlidir.  Küçük çocuklara daha az üfleyerek, yeni doğmuşlara ağızı ve burnu birlikte kapsayacak şekilde ağzımıza alarak suni solunum yaptırabiliriz.

Kalp masajı ve suni solunum birlikte yapılacaksa ve iki kişi isek,  Her 5 kalp masajına karşılık 1 suni solunum yaptırılabilir. Tek kişi isek, 15 kalp masajı  2 suni solunum yapılarak  ve ara ara gerek nabız kontrolü ile kalbin, gerekse de Dinleyerek-Bakarak-Hissederek solunum sisteminin çalışmaya başlayıp başlamadığının kontrolünü yapmak suretiyle bu işleme devam edilir. Suni solunum yaptırırken bir elimizle de burnu sıkıca kapatırız.

Gerek kalp masajı gerekse de suni solunuma, olay yerine eğitimli bir sağlık personeli gelinceye, yani tıbbi müdahaleye başlayıncaya kadar devam etmek lazım

Karşılaştığımız bir kazazede veya ani olarak hastalanan bir kişiyi öncelikle durum tespiti yapıp, şuurunu kontrol edip, kalp çalışmasını ve solunum sistemini kontrol ettikten sonra gerek varsa müdahalelerimizi yaptıktan sonra diğer sistemlerin ve vücut bütünlüğünün durumunu kontrol etmeliyiz.

Bir Cevap Yazın